Çatışmasız Bir İletişimin 3 Yolu

“Sen her zaman bunu yapıyorsun!”

“Ben zaten biliyorum bunları, neden söylüyorsun ki?”

“Sen de pek alıngansın, eleştiriye hiç gelemiyorsun…”

Bu ifadeler size tanıdık geliyor mu? Hepimiz çatışmanın, genellemelerin kucağına zaman zaman düşüyoruz. Saldırıya uğradığımızı hissettiğimizde, savunmaya geçiyoruz – bu her birimizin verdiği,  biyolojik bir tepki. Kimi zamansa çok masum bir şey söylediğimizi düşünürken, karşımızdakinin aniden bir tepki vermesine şaşıp kalıyoruz. Saldırı ve savunma birbirinden bağımsız şeyler değildir, iç içe geçmiş ve çoğunlukla başını sonunu kestiremeden içinde bulunduğumuz bir döngü gibidir. İfadelerimizde gizlenen saldırı ve savunmaları, fark etmeden yaptığımız suçlamaları ya da genellemeleri keşfedip bu yıpratıcı döngünün dışına çıkmak için birkaç öneriyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

1.    Varsayımlardan ve genellemelerden kaçının.
“Şimdi nasıl olsa olumsuz bir yanıt alacağım” diye düşünerek söze başlarsanız, farkında dahi olmadan bir tartışmaya hazırlanmaya başlarsınız. Bu tartışma hazırlığı bedeninizde fizyolojik bir etki bırakır: Daha hassas ve gergin olursunuz, beyniniz dış ortamdaki tehlikeleri algılamaya programlanır. Böylece karşınızdakinin ağzından çıkanları olumsuz algılama eğiliminde olursunuz.

Daha önce duygularınızı ifade etmekten kaçındıysanız ve bu zaman içinde birikip bir kavgaya dönüştüyse, duygularınızın her zaman olumsuz yanıt bulacağı sonucuna varmış olabilirsiniz. Ancak olumlu karşılık bulabileceğinizi ve her şeyin sağlıklı bir şekilde ifade edilebileceğini düşünüp buna odaklanırsanız, kavgaları başlamadan önleyebilirsiniz. Pek çok duruma olduğu gibi iletişime de iyimser yaklaşmak daha olumlu sonuçlar doğurur. Dünya çapında 14 koşucu ile gerçekleştirilen bir çalışma, yarışa çıkmadan önce “Enerjimin yarışın sonuna dek yeteceğini biliyorum”, ya da “yeterince çalıştım, hızlıyım” gibi ifadeleri tekrar eden koşucuların diğerlerine göre daha iyi dereceler aldığını gösteriyor.

2.    Sorunun kaynağını doğru belirleyin.
Hiçbir meselede hata tek bir tarafta değildir. Bir kişiye öfkelendiğinizde ya da hayal kırıklığına uğradığınızda o kişiyi suçlamadan önce durup derin düşünün ve koşulları anlamaya çalışın. Çoğu kez sorunun kaynağının dış bir sebep olduğunu, birbirinizle savaşmak yerine yan yana durup meseleyi çözmek için çalışırsanız ne kadar büyük bir yol kat edebileceğinizi göreceksiniz.

3.    Mantıklı canlılar olmadığımızı fark edin.
İnsanlar her zaman mantıklı davranmaz. Hiçbirimiz duygularımızdan, beklentilerimizden bağımsız değiliz. İnsanların belirli bir durum karşısında hissetmesi “mantıklı” olan şeyi hissedeceğini varsaymayın. Örneğin siz eşinizle güzel bir akşam yemeği hazırlayıp yemek için eve giderken malzemeler almış olabilirsiniz, sizin için bu düşüncenize verilecek mantıklı yanıt sevinmek olabilir. Ancak belki eşiniz yorgundur ve bir şeyler atıştırıp dinlenmeyi umuyordur, güzel sürpriziniz ona bir külfet olabilir. Keyfinizi de kaçırmak istemediği için bir şey demez ve pek konuşmadan, içini çekerek yemeği hazırlar. Siz de “Nereden çıktı bu surat durup dururken?” diye düşünüp öfkelenebilirsiniz. Böyle bir durumda karşınızdakinin ne hissettiğini varsayıp öfkenizin büyümesine izin vermek yerine soru sorarak sakin bir iletişim kurmanız, sizi akşamın sonunda kavga etmekten kurtarabilir.

Birbirimizin hislerini anlamak, iyimser yaklaşmak, durup derin düşünecek ve duygularımızın bize anlatmaya çalıştığına kulak verecek zamanı yaratmak Duygusal Zekayı pratik etmenin parçaları. Kurucusu olduğum Hayatın Ritmi ve Adler Central Europe iş birliği ile, dünyanın en büyük Duygusal Zeka organizasyonu olan Six Seconds’ın EQ Sertifikasyon programını 3-4-5-6 Ekim 2019 tarihlerinde, Türkçe olarak ikinci kez sizlerle buluşturuyoruz. Eğitmeni olduğum sertifikasyon programına katılmak ve iletişimin incelikleri hakkında daha fazlasını öğrenmek için info@hayatinritmi.com.tr adresine mail gönderebilir, program hakkında bilgi edinmek için https://www.hayatinritmi.com.tr/tr/six-seconds-sertifikasyon-egitimi-bilgileri,168 sayfasını ziyaret edebilirsiniz.