Daha İyi Bir Dinleyici Olmak İçin 4 İpucu

Şu senaryoyu zihnimizde bir canlandıralım:

Kişisel bir hikâyemizi karşımızdaki kişiyle paylaşıyoruz. Belki sadece “Sende ne var ne yok?” sorusuna cevap veriyoruz, belki de özellikle bu konuyu kendisi sordu. İlk birkaç cümleden sonra, karşı taraftan bazı sinyaller almaya başlıyoruz, bakışları başka bir yere odaklanmış, ilgisiz bir ses tonuyla “Hı hı” diyor… ya da belki sözümüzü kesiyor: “Bu benim şu arkadaşımın da başına geldi!” “O da bir şey mi, insanların ne dertleri var…”

Hepimiz benzer süreçlerden geçmişizdir. Dinlenmemenin nasıl bir duygu olduğunu, yargılandığımızı hissetmenin ne demek olduğunu tatmışızdır. Bizim de dinlemeyen taraf olduğumuz pek çok durum yaşanmıştır. Belki yorgunduk, belki karşıdaki kişinin anlattıkları hakikaten ilgimizi çekmiyordu. Sebebi ne olursa olsun, daha iyi bir dinleyici olmak – ya da bir sebepten dinleyemiyorsak bunu da ifade etmek – insanlarla olan ilişkilerimizi güçlendirecek ve güveni besleyecek bir unsurdur. Daha iyi dinlemek için bazı ipuçlarından bahsedeceğim.

 

  1. Dikkatimizi vermek

İyi bir dinleyici, dikkatini verir. Saatine, telefonuna, televizyona bakmaz, akşam yemeğinde ne yiyeceğini planlamaz. Karşısındaki kişinin söylediklerine kulak kesilir. Aktif dinleme dediğimiz şey tam da budur. Tüm duyularımızla dinleyip mevcut olduğumuzda, hem iletişimin farklı katmanlarına erişir ve bize söyleneni daha bütünlüklü anlarız, hem de karşımızdaki kişinin bizim onu dinlediğimizi hissetmesini sağlarız.

  1. Konuşan kişiye alan tanımak

Biri sözümüzü kestiğinde nasıl hissettiğimizi hatırlayalım… Bir insanın sözünü kesip konuşmaya başlamak, temelde şu mesajı verir: “Benim anlatacaklarım ya da fikirlerim, seninkilerden çok daha önemli.”

Ne var ki, alan tanımak bundan ibaret değildir. Karşımızdaki kişinin sözünü kesip kendi fikirlerimizi paylaşma isteğimizi durdursak bile, hala onun söyleyeceklerinin o kadar da önemli olmadığını ima eden bir tutum içerisinde olabiliriz. Sabırsız davranmak, beden dilimizle aceleyi yansıtmak, ya da o konuşurken sadece sıra bize geldiğinde söyleyeceklerimizi düşünüp gerçekten dinlememek; karşı tarafın kolayca fark edebileceği ve kendini kötü hissetmesine yol açacak davranışlar arasındadır ve iletişim için yaratılmış alanı işgal eder.

  1. İçinde bulunduğumuz durumla ilgili açık olmak

Her zaman iletişim kurabilecek bir ruh hâli içerisinde olamayabiliyoruz. İçinde bulunduğumuz durumu önemsiz gördüğümüz, bunun iletişimi etkilemeyeceğini düşündüğümüz ya da bir sebepten ötürü bunu karşı taraftan saklamak istediğimiz için dile getirmiyor ve ortada gözetilmesi gereken hiçbir faktör yokmuş gibi sohbete başlayabiliyoruz. Ancak sabah eşimizle tartışmışsak, elimizdeki projenin yetişmeyeceğinden endişeleniyorsak ya da sadece yorgunsak bile, sağlıklı iletişimi mümkün kılacak koşulları yaratamayabiliriz.

Biz iyi bir ruh hâlinde olmadığımızda, bu beden dilimize de yansır, zihnimizi de bulanıklaştırabilir. Karşımızda bize bir şeyler anlatmaya çalışan insanı dinleyemeyebiliriz, aklımızda başka meseleler dönüp duruyor olabilir, odaklanamayabiliriz. Hakkını vererek dinleyecek bir durumda olmadığımızda bunun farkında olmamız ve bunu karşımızdaki kişiye bildirmemiz önemlidir. Böylece o da ortadaki olası iletişim sorunlarının kendisinden kaynaklı olmadığını ve geçici olduğunu bilir. Sohbeti ertelemeyi seçebilir veya daha hafif konular üzerinde konuşmayı tercih edebilirsiniz, sonuç ne olursa olsun bu açıklık stratejiyi birlikte belirlemenize yardımcı olur ve güveni pekiştirir.

  1. Yargılardan uzaklaşmak

İletişimde çoğu kez kendimizi anlatmaya ve kabul görmeye ihtiyaç duyarız. Yaşadığımız bir şeyden ya da içinden geçtiğimiz bir zorluktan söz ettiğimizde çoğu kez empatiyle karşılanmayı arzularız.

Kendi hayatımda ben “Birlikte bir çözüm bulmak ya da önerilerimi duymak ister misin?” sorusunun anlamlı bir soru olduğunu düşünüyorum. Bizden bir öneri istendiği varsayımıyla hareket etmek, karşımızdaki kişinin yargılandığını hissetmesine yol açabiliyor. İletişimde iyi bir dinleme, yorum yapıp tavsiye vermekten ziyade gözlemlemek ve sorular sormaktan geçer. Doğru soruları sorarak konuşan kişiyi daha iyi anlayabilir ve onun da bunlara yanıt arama süreci sayesinde kendi yaşadıklarını yeniden değerlendirmesinin önünü açabiliriz.