İç görülerimizi Geliştirmek İçin 5 Adım

Bilgi çağında yaşıyoruz. Her tür bilgi, 7/24 ulaşılabilir bir şekilde hizmetimizde. Yine de, bir karar alırken, problemlere çözüm getirmeye çalışırken veya karşımızdaki kişinin söylediklerinin ardında, beden dilinde bazı ipuçlarını ararken; araştırıp öğrenebileceğimiz bilgilerin daha ötesindeki verilere odaklanıyoruz. Tecrübe ettiğimiz her şeyin arkasında yatan farklı anlamlar, nedenler, kalıplar, kaygılar, arzular var. İlk bakışta görünür olmayan unsurları hem kendi içimizde hem de dış dünyada fark etmek, yani içgörü sahibi olmak bizi bir adım öne taşıyabilir.
1.    Durmak
Hayatlarımızın çok hızlı hareket ettiği bir gerçek. Hayatta hemen o an karar vermemizi gerektiren kriz durumlarıyla elbette karşılaşıyoruz. Ancak çoğu kez, durum doğru değerlendirmek için kendimize vakit yaratabiliriz. Sessizlikle baş başa kalmak ve zihnimizde beliren düşüncelerin üzerinden tek tek geçmek iyi bir başlangıçtır.
Kalıpları fark etmek veya duygusal sinyalleri anlamak için öncelikle durmamız gerekir. Ani ve pişman olacağımız bir tepki vermemek için öfkemizle 6 saniye durup nefes aldığımız gibi, daha kompleks durumlar üzerinde düşünürken de gereken zamanı kendimize ayırmamız gerekir. Aksi hâlde varacağımız sonuçlar soğukkanlılıktan uzak ve aceleci olabilir. 
2.    Yeniden tanımlamak
Yeniden tanımlamak, bugüne dek kullandığımız yöntemlerin dışına çıkmak ve farklı içgörülere ulaşmak için kritik bir adımdır. Her zaman aynı yolu izlersek, çok farklı şeylerle karşılaşmayı bekleyemeyiz. Bugüne dek kurduklarımızdan daha farklı bağlantıları yakalamak, yepyeni içgörülerin kapısını önümüzde açacaktır.
Öfke duygusunun üzerinden devam edebiliriz. “Öfkeliyim” ifadesinin altında ne yatıyor? O anki duygularımızı başka ne şekilde tanımlayabiliriz? Öfke duyduğum zamanlarda yaşadığım bazı senaryoları örnek olarak paylaşmak istiyorum.
-    Sabrım taşıyor. (Tahammülsüz mü davranıyorum? Bu duruma/kişiye sabır gösteremiyorsam, bu durumun/kişinin kendisini ya da üzerimdeki etkisini hayatımdan çıkarmak gerçekçi bir seçenek mi? Beni tetikleyen nedir?)
-    Hayal kırıklığına uğradım. (Beni üzen bir durumun tekrarlanması önlenemediği için kendime/X kişisine kızgınım. Gelecekte bir şans daha verilse, bu durumu nasıl önleyebilirim?)
-    Kendimi saldırı altında hissediyorum. (Bir durum/bir insan beni tehdit ediyor. Bu tehdit gerçek mi? Gerçekse, tehdidi nasıl ortadan kaldırabilirim?)

3.    Farklı kaynaklardan beslenmek
Yeniden tanımlamak gibi, farklı kaynaklardan beslenmek de yeni bakış açılarını deneyimlememizi ve böylece farklı iç görülere ulaşmamızı mümkün kılar. Sorular sormak, merak duygusunu beslemek, yeni bilgiler edinmek ve karşılaştığımız bir soruna yeniden göz atmak, bizi farklı düşünmeye sevk eder. 
Bizden farklı bir iş kolunda çalışan bir insanla sohbet etmek, hiç denemediğimiz bir ilgi alanına yönelmek, her zaman okuduklarımızdan tamamen farklı bir şey okumak, farklı bir müzik türünü denemek, bedenimizle olan ilişkimizi gözden geçirmek… tüm bunlar zihnimizi yeni fikirlere açmanın ve bilişsel süreçlerimize çeşitlilik kazandırmanın yollarıdır. 
4.    İç görünün önünü tıkayan engelleri fark etmek.
Zihnimizin en çok bulandığı anları bir düşünelim. Kafa karışıklığı yaratan faktörler neler olabilir? Kimileri gürültüden çok etkilenir, kimileri zaman karşı yarışmakta çok zorlanır… Bu faktörleri ve neye hassas olduğumuzu tanımak, içgörü edinmek istediğimiz zamanlarda nasıl bir ortam yaratmamız gerektiğini bize söyler. Bu engelleri elimine edemediğimiz zamanlarda olacaktır, ama yine de bunların üzerimizdeki etkisinin bilincinde olmak, doğru değişkenleri hesaba katmamızı sağlar.
5.    Pozitif bir olasılık bakış açısını benimsemek. 
Pozitif düşünmek, zihnimizi yeni fikirlere ve fırsatlara açar. Tehditler karşısında tetikte olmaya programlı amigdala aktivitesini, yani “negatif ağlarımızı” bir süreliğine kapatır ve daha özgür düşünmemizi sağlar. Kaynaklarımızı tehditlere hazır olmaya yöneltmediğimizde, bilişsel faaliyetlerimiz için daha fazla kaynağa sahip oluruz.
Olasılıkları düşünmeye başladığımızda, potansiyel zorlukları birer tehdit değil de çözülebilecek birer engel gibi gördüğümüzde, zarar görürsek ne kadar zor duruma düşeceğimizi değil de olası fayda ve kazanımlara odaklanıp bunları elde etmek için ne yapmamız gerektiğini düşünmeye başladığımızda, iyimserliği deneyimlemiş oluruz. Bu süreç, daha fazla iç görü edinmemizin önünü açar.