Kendimizi Tüketmemeyi Seçebilir Miyiz?

Gündelik yaşamınızda şikayet ediyor musunuz? Bu soruya ben “Evet” yanıtını veriyorum, her ne kadar bundan kaçınmaya çalışsam da arada elbette bunaldığım, yorulduğum, dikkatimin dağıldığı oluyor.

Peki, şayet siz de benim gibiyseniz, bu şikayet ettiğimiz şeyler karşısında takındığımız tavır ne oluyor? Bitmek bilmeyen işlerden, kapanmayan laptop ekranından, art arda programlanmış online görüşmelerden, kaç gündür yapamadığınız evdeki işlerinizden, biriken bulaşıklardan… yoruluyor musunuz? Bunu sormak bile çok trajikomik geliyor, biliyorum.

Ancak, tüm bunlara başka bir şekilde baksak, ne olur?

İşimizi istediğimiz gibi bir yaşam kurgulamanın bir aracı, hatta şanslı olan bazılarımız için ise amacımızın ta kendisi olarak gördüğümüzü, sabah uyanıp işin başına geçmeyi seçenin aslında biz olduğumuzu hatırlasak?

Başımızı sokacak bir yuvaya sahip olduğumuzu, ve bu evin sorumluluğunu alabilecek olgunluğa ve bizi yoran şeylerin üstesinden gelebilecek fiziksel yeterliliğe sahip olduğumuzu düşünsek… Pandemi süreciyle çoğumuz için hem bir yuvaya hem de bir iş yerine dönmüş bu alanın aslında zihnimizde olup bitenlerin de bir yansıması olabileceğini, ferah ve temiz bir ortamda yaşamanın külfet değil de bir keyif olduğunu hatırlasak… Ya da, o gün hakikaten mecalimiz yoksa, bugün de böyle olsun desek, şikayet etmeden, bunu da seçebiliriz…

Mesai saatlerinin dinlenme vakitlerine, gecenin gündüze karıştığını hissettiğimiz bu pandemi döneminde, bir işe sahip olduğumuz, sağlığımızı koruyabildiğimiz için şükretmeyi hatırlasak…

Kendimizi tüketmeyi çoğu kez kendimiz seçiyoruz. Kimi zaman yapamayacağımız, istemediğimiz şeylere evet diyoruz. Hayır demek zor geldiği, yüzleşmekten kaçtığımız için, daha kolay gibi gözüken yolu seçip evet diyoruz bir şeylere, sonrasında çok daha zor işlerin altından kalkmamızı gerektirse de.

Bir hobiyle uğraşacak, spor yapacak, çiçekleri sulayacak vaktimiz olmadığına inandırıyoruz kendimizi. Tabii ki çok meşgulüz. Çalışmak, görevlerimizi yerine getirmek, ailemize olan sorumluluklarımızla ilgilenmek “zorundayız” – zorunda mıyız? Yoksa bunlar yaptığımız birer seçim mi? Bunları neden seçmiştik? Oğlumun yüzünün güldüğünü görmekten daha büyük bir mutluluk var mıydı benim için? Yorgun eşimin biraz daha dinlenebilmesi için, bugün sen dinlen, bunu ben hallederim demek zorunluluktan mı?

İş yetişecek diye mola vermeyi reddedip bilgisayarın başında oturdukça otururken, 2 saatlik bir iş için 4 saat yerinizden kalkmadığınız oldu mu?

Biraz daha uyanık kalayım deyip uyanık kalmaya çalıştığınız vakitte günün beşinci kahvesini içtiğiniz, ama geçmeyen baş ağrısı yüzünden yarım saat daha ayakta durup yeniden yatağa girdiğiniz, sonra bir saat daha sosyal medyada vakit geçirdiğiniz oldu mu?

Tükenmek, başımıza gelen ve bizim çekmek zorunda olduğumuz bir şey değil. Kendi seçimlerimiz -ya da seçim yapmaktan kaçmamız- sonucunda yaşadıklarımız. Zamana, kendimize, bedenimize ve ihtiyaçlarımıza olan yaklaşımımızı gözden geçirmemiz gerektiğini gösteren, oldukça önemli bir sinyal bu tükenmişlik hissi.

Yılın sonlarına yaklaşırken, geçirdiğimiz ayları düşünmenin ve bize neyin hizmet ettiğine bir bakmanın tam da sırası. Gerçekten vaktimizi neye veriyoruz? Uyku, dinlenme, yenilenme, kaliteli zaman ve verimli bir iş hayatı mı? Denklemde neler var? Birlikte düşünelim…