Koronavirüs Krizinde Kaygılarla Başa Çıkmak

Küresel çapta kaygının hâkim olduğu her anlamda kritik bir dönemden geçiyoruz. Bu yıl ne yazık ki sıcak çatışmalar, yaşadığımız depremler, kaybettiğimiz canlar ile başladı. Şimdilerde ise tüm dünyaya yayılan ve daha da ilerleme riski bulunan Covid-19 virüsü tehlikesiyle karşı karşıyayız. Böylesi zor bir dönemde kaygılanmamak, korkmamak elde değil.

Kaygı, gerçek ve faydalı bir histir. Tüm canlılar dış dünyadaki tehlikelerden haberdar olmak ve bunlara uygun bir yanıt verebilmek, kaçıp kendilerini kurtarmak ya da gerekiyorsa savaşmak için kaygı hissinin başlattığı nörokimyasal süreçler yaşar. Bunların olumsuz duygular olduğu, bir şey yokmuş gibi endişelerimizi bastırıp görmezden gelmemiz gerektiği doğru olmadığı gibi çoğu kez mümkün de değildir. Bununla birlikte kaygının bizi telaş ve paniğe sürüklemesine izin vermek zorunda değiliz.

Kaygı, süreci değerlendirmemizi, önlem almamızı, kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için harekete geçmemizi ya da birtakım eylemlerden kaçınmamızı bize söyler. Bu duyguların bize söylemeye çalıştıklarına kulak verebildiğimiz ve amaçlarını fark edebildiğimiz zaman, bunlara yön vermeye başlayabiliriz. Duygulara yön vermek ve kaygıyı yönetmekle ilgili bazı önerilerimi sizlerle paylaşmak istedim.

  1. Kaynağını bulun ve önlemleri düşünün.

Kaygılarımızın kaynağını bulmamız için biraz durup düşünmek çoğu kez yeterlidir. Gerçekten neyin sizi korkuttuğunu ve bu sorunları engellemek için yapabileceğiniz bir şey olup olmadığını düşünün. Korona virüsü tehdidi şu an yaşadığımız bir gerçeklik ve kaygımızın kaynağını net olarak görebiliyoruz, ancak alabileceğimiz önlemler de mevcut. Sağlık Bakanlığının ve bilim insanlarının açıkladığı önlemleri yakından takip edin ve elinizden geleni yaptığınızdan emin olun.

  1. Ne kadarı benim sorumluluğumda?

Sorunlar karşısında alabileceğimiz tedbirler olduğu gibi, yapabileceklerimizin bir sınırı vardır. Böyle durumlarda kaygının verdiği mesaja siz de “Tamam, ben elimden geleni yapıyorum” dönüşünü verebilirsiniz. Olumlu ihtimallere odaklanmaya ve değiştiremeyecekleriniz için kendinizi yıpratmamaya çalışın.

  1. Sevgi mesafe tanımaz.

İçinde bulunduğumuz şu koşullarda fiziksel olarak kendimizi izole etmemiz, temastan ve yakınlaşmadan kaçınmamız kendimiz, sevdiklerimiz ve toplumumuz için son derece önemlidir. Buna karşın sevdiğiniz kişilerle kurduğunuz bağ, bu fiziksel sınırları tanımaz. Onlarla iletişim hâlinde olmaya, kaygılarınızı ve düşüncelerinizi paylaşmaya özen gösterin. Bu süreçleri dayanışma, sevgi ve tedbirle atlatacağımıza olan inancınızı bu kişilerle de konuşarak tazeleyin.

  1. İleriye bakın.

Durumun içinde sıkışıp kaldığımızda, sorunun sonsuza dek devam edeceğini ve bir türlü başa çıkılamaz bir hâl alacağını varsayarız, ancak çoğu kez durum bunun tersidir. Gün içerisinde ya da hayatımızın belli dönemlerinde kafamızı meşgul etmiş ve bize endişe vermiş pek çok şey, olay geçip gittikten sonra önemini yitirmiştir. Siz de bunu aklınızda tutun ve yapmak istediklerinize ya da geleceğinize odaklanın. Evde kalıp ertelediğiniz kitapları okuyun, ne zamandır başlamak istediğiniz ev egzersizlerini yapın. Bu dönemin de geçici olduğunu ve hayatın devam edeceğini kendinize hatırlatmaya çalışın.

Duygusal Zeka, duygular ile akıllı olmaktır. Bu zorlu süreçte duygu ve düşüncelerimizi kendimiz ve çevremiz için en iyi sonuçları üretmek için kullanalım. Kaygı duygumuzu bilimin ışığında kendimiz ve sevdiklerimizin sağlığı için yararlı bir mesaj olarak değerlendirelim.

 

Hepinize sevdiklerinizle sağlıklı günler dilerim.